Dr. Ahmet Özyiğit, 1981 yılında Kıbrıs’ın Mağusa ilçesinde dünyaya gelmiştir. Özgen ve Dr. Savaş Özyiğit’in üç çocuğunun en küçüğüdür.
1998 yılında lise eğitimini Türk Maarif Koleji’nde tamamladıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin Kansas eyaletinde ekonomi alanında lisans ve yüksek lisans eğitimlerini tamamlamıştır. Ardından aynı alanda doktora derecesini almış ve bu süreçte akademik çalışmalara aktif olarak katılarak çeşitli bilimsel makaleler yayımlamıştır.
Zaman içinde tıp bilimine yönelen Dr. Özyiğit, University of Nicosia Tıp Fakültesi’nde tıp eğitimini tamamlamıştır. Tıp eğitiminin yanı sıra Leeds Üniversitesi’nde Klinik Embriyoloji alanında yüksek lisans yapmış, ardından University of South Wales’te Endokrinoloji alanında lisansüstü eğitim almıştır.
Akademik ve klinik kariyerini multidisipliner bir bakış açısıyla şekillendiren Dr. Özyiğit, özellikle kilo yönetimi, metabolik sağlık ve sağlıklı yaşlanma konularında klinik çalışmalarını sürdürmektedir. American Academy of Anti-Aging Medicine’in aktif bir üyesi olan Dr. Özyiğit, longevity tıbbı alanındaki fellowship eğitiminin ardından American Board of Anti‑Aging and Regenerative Medicine tarafından Anti-Aging ve Rejeneratif Tıp alanında uzman olarak American Board sertifikasyonu almaya hak kazanmıştır. Klinik pratiğinde hastalarına longevity odaklı yaklaşımlar, kilo yönetimi programları, ileri yaşta üreme tıbbı uygulamaları ve beyin fonksiyonlarını destekleyici tedaviler sunmaktadır.
Wellness ve Anti-aging Uygulamaları
Wellness ve Anti-aging Uygulamaları
Kadınlarda Hormon Tedavileri

Kadınlarda hormon replasman tedavisinin tıp tarihinde geçirdiği süreç, modern tıbbın en tartışmalı konularından biridir. Özellikle 2002 yılında yayımlanan Women’s Health Initiative (WHI) çalışmasının ardından hormon tedavisine yaklaşım dramatik biçimde değişmiş, hem hekimlerde hem de kadınlarda hormon tedavisine karşı uzun yıllar sürecek ciddi bir endişe oluşmuştur [1].
WHI son derece önemli bir çalışma olmakla birlikte, sonuçlarının kamuoyuna ve hatta tıp dünyasının bir bölümüne yansıtılma biçimi önemli sorunlar doğurdu. Çalışmanın en çok tartışılan bölümünde kullanılan tedavi bugün sıklıkla tercih ettiğimiz fizyolojik 17β-estradiol ve mikronize progesteron kombinasyonu değildi. Kadınlara oral konjuge equine estrogen (CEE) ve sentetik bir progestin olan medroksiprogesteron asetat (MPA) verilmişti. Ayrıca çalışmaya alınan kadınların yaş aralığı 50-79 olup önemli bir bölümü menopoz başlangıcından uzun yıllar sonraydı. Bu nedenle çalışma, menopoz dönemine yeni giren sağlıklı bir kadında modern hormon tedavisinin etkisini değerlendiren bir çalışma olarak tasarlanmamıştı [1,2].
WHI’nin kombine CEE + MPA kolunda yaklaşık 5.6 yıllık kullanım sırasında invaziv meme kanseri için relatif riskte yaklaşık %24’lük bir artış saptandı. WHI’nin kombine CEE + MPA kolunda meme kanseri açısından bildirilen sonuçlar, riskin nasıl ifade edildiğinin önemini de çok iyi göstermektedir. Çalışmada invaziv meme kanseri için relatif risk yaklaşık %24 oranında daha yüksekbulunmuştur [1]. Ancak yalnızca bu relatif oranı söylemek, gerçek risk artışını olduğundan çok daha büyük algılatabilir. Mutlak rakamlara bakıldığında yıllık meme kanseri insidansı hormon kullanan grupta yaklaşık 10.000 kadında 38, plasebo grubunda ise 10.000 kadında 30 olmuştur. Başka bir ifadeyle, fark yılda yaklaşık 10.000 kadın başına 8 ek vaka, yani yaklaşık 1.000 kadın başına 0.8 ek vaka düzeyindedir.
Dolayısıyla “meme kanseri riskinde %24 artış” ifadesi matematiksel olarak doğru olmakla birlikte, mutlak risk belirtilmeden tek başına kullanıldığında klinik etkinin büyüklüğünü olduğundan daha dramatik gösterebilir. Üstelik bu sonuç, bugün sık kullandığımız transdermal 17β-estradiol ve mikronize progesteron ile değil, oral konjuge equine estrogen ve medroksiprogesteron asetat kombinasyonu ile elde edilmiştir. Bu nedenle WHI sonucunun yıllarca “HRT meme kanserine neden olur” şeklinde tüm hormonlara, tüm uygulama yollarına ve tüm kadınlara genellenmesi bilimsel açıdan önemli bir aşırı yorum olmuştur.
Daha sonraki WHI analizleri çok daha karmaşık bir tablo ortaya koydu. Rahmi alınmış kadınlarda kullanılan östrojen tek başına tedavisi, uzun dönem takipte meme kanseri insidansında artış göstermedi; aksine meme kanseri insidansı ve meme kanserine bağlı mortalitede anlamlı azalma görüldü. Buna karşılık CEE + MPA kombinasyonunda meme kanseri insidansındaki artış uzun dönem takipte devam etti [2,3].
Bu ayrım son derece önemlidir. “Hormon tedavisi meme kanseri yapar” şeklinde tek bir cümle bilimsel olarak doğru değildir. Risk; kullanılan östrojenin türüne, progesteron/ progestojen seçimine, uygulama yoluna, tedavi süresine, başlama yaşına ve kadının kişisel risk profilinə göre değişmektedir. Örneğin E3N kohortunda, östrojenin sentetik progestinlerle kombinasyonu daha yüksek meme kanseri riskiyle ilişkiliyken, mikronize progesteron ile kullanılan östrojen kombinasyonunda aynı risk artışı gözlenmemiştir. Bu da modern HRT formülasyonları açısından önemli bir bulgudur [4].
Bu nedenle WHI sonrasında oluşan korkunun kadın sağlığı üzerindeki etkilerinin yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Hormon tedavisinin kullanımının dramatik biçimde azalması sonucunda, tedaviden yarar görebilecek çok sayıda kadının yıllarca menopoz semptomları, kemik kaybı ve diğer östrojen eksikliği ile ilişkili sorunlarla yeterli tedavi almadan yaşadığı bugün daha açık şekilde görülmektedir.
Bu yaklaşım değişikliğinin en önemli göstergelerinden biri de FDA’nın yakın zamandaki kararıdır. FDA, Kasım 2025’te menopozal hormon tedavileri üzerindeki geniş kapsamlı boxed warning’lerin kaldırılması sürecini başlattı ve Şubat 2026’da bir grup menopozal hormon tedavisi için yeni etiketleri onayladı. Buna rağmen tedavi elbette risksiz değildir ve kişisel risk değerlendirmesi yapılması gerekliliği ortadan kalkmış değildir.
Hormon Tedavisi Menopozu Beklemek Zorunda Değildir
Kadınlarda hormonal değişiklikler son adet kanamasıyla bir anda başlamaz. Perimenopoz, menopozdan yıllar önce başlayabilen ve östrojen ile progesteron üretiminin giderek daha düzensiz hale geldiği bir geçiş dönemidir. Bu dönemde adet düzensizlikleri, sıcak basmaları, uyku bozukluğu, anksiyete, duygu durum değişiklikleri, beyin sisi, libido değişiklikleri, vajinal kuruluk ve vücut kompozisyonunda değişiklikler ortaya çıkabilir.
Bu nedenle hormon değerlendirmesi yapmak veya uygun hastalarda tedaviyi düşünmek için mutlaka adetin tamamen kesilmesini beklemek gerekmez. Özellikle perimenopoz sırasında hormon düzeyleri ciddi şekilde dalgalanabildiğinden yalnızca tek bir laboratuvar sonucuna değil, şikayetlerin seviyesine, menstruel döngünün özelliklerine, yaşa, klinik bulgulara ve gerektiğinde tekrarlanan hormonal değerlendirmelere birlikte bakmak gerekir.
Amaç menopozu bir hastalık olarak görmek değildir. Ama hormonların azalmasına bağlı klinik sorunları da “yaşlanmanın doğal parçası” diyerek görmezden gelmek doğru değildir.
Hormon Replasman Tedavisinin Faydaları
Hormon tedavisinin en güçlü ve tartışmasız faydası menopoz ve perimenopozla ilişkili semptomların kontrolüdür. Östrojen tedavisi sıcak basmaları ve gece terlemeleri başta olmak üzere vazomotor semptomların tedavisinde mevcut en etkili tedavidir. Aynı zamanda genitoüriner menopoz sendromu, vajinal kuruluk, disparoni ve östrojen eksikliğine bağlı birçok semptom üzerinde belirgin fayda sağlar [5].
Kemik sağlığı açısından etkisi de oldukça güçlüdür. Menopoz sonrası östrojen kaybı kemik rezorpsiyonunu hızlandırarak kemik mineral yoğunluğunda kayba ve zaman içerisinde osteoporoz riskinde artışa neden olur. Randomize WHI verilerinde hormon tedavisi kalça ve vertebra kırıkları dahil olmak üzere osteoporotik kırıkları anlamlı ölçüde azaltmıştır. Östrojen + progestojen tedavisinde kalça ve klinik vertebral kırıklarda yaklaşık %34, toplam osteoporotik kırıklarda yaklaşık %24 azalma bildirilmiştir [6].
Kardiyovasküler sistem açısından ise zamanlama son derece önemlidir. Menopoza geçiş sırasında LDL ve diğer lipoproteinlerde değişiklik, visseral yağlanmada artış, insülin duyarlılığında bozulma ve kan basıncında yükselme eğilimi ortaya çıkabilir. Bu değişikliklerin bir kısmı kronolojik yaşlanmadan bağımsız olarak menopoz geçişiyle ilişkilidir [7,8]. Eğer bu değişimler kalıcı Hasara sebep vermeden önce tedavi başlanırsa, hormon replasman tedavisinin kalp koruyucu etkisi daha net gözlemlenir. ELITE randomize çalışmasında estradiol, menopozdan sonraki ilk altı yıl içerisinde başlandığında karotis aterosklerozunun ilerlemesini anlamlı olarak yavaşlatırken, menopozdan on yıl veya daha uzun süre sonra başlandığında aynı etki görülmemiştir [9]. Dolayısıyla kadınlarda menopoz sonrası kardiyovasküler risk artışında östrojen kaybının rol oynadığına dair güçlü biyolojik ve epidemiyolojik gerekçeler bulunmaktadır. Uygun adaylarda erken dönemde hormon tedavisinin uygulanması, potansiyel kardiyometabolik faydalardan yararlanmasını sağlayacaktır.
Östrojenin beyinde sinaptik fonksiyon, serebral enerji metabolizması, nörovasküler fonksiyon ve nöroplastisite üzerinde önemli biyolojik etkileri bulunmaktadır. Özellikle menopoz dönemine yakın başlanan hormon tedavisinin, menopozdan uzun yıllar sonra başlanan tedaviden farklı nörolojik etkiler gösterebileceğini ileri süren “kritik pencere” veya “zamanlama hipotezi” giderek daha fazla bilimsel destek kazanmıştır [10,12].
Nitekim uzun dönem gözlemsel çalışmalarda, hormon tedavisine menopozdan sonraki ilk yıllarda başlayan kadınlarda Alzheimer hastalığı riskinin daha düşük olduğu bildirilmiştir. Cache County çalışmasında hormon tedavisine menopozdan sonraki ilk 5 yıl içerisinde başlayan kadınlarda Alzheimer hastalığı gelişme riski yaklaşık %30 daha düşük bulunmuştur [12]. Daha büyük retrospektif veri analizlerinde de menopozal hormon tedavisi, özellikle daha uzun süreli kullanım ve 17β-estradiol ve/veya progesteron içeren tedavilerle birlikte, Alzheimer hastalığı ve diğer nörodejeneratif hastalıkların daha düşük görülme oranlarıyla ilişkilendirilmiştir [13].
Bununla birlikte hormon tedavisinin ne zaman başlandığı son derece önemli görünmektedir. Hormon tedavisinin ilk kez 65 yaş ve sonrasında başlanması aynı sonuçları vermemiş ve WHIMS gibi eski çalışmalarda bu yaş grubunda demans riskinde artış dahi bildirilmiştir [14]. Buna karşılık daha yakın zamanda yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında, hormon tedavisine menopozdan 5 yıldan daha uzun süre sonra başlayan kadınlarda, erken başlayanlara kıyasla daha yüksek tau birikimiyle ilişkili bulgular saptanmıştır [15]. Bu bulgular, hormon tedavisinin beyin üzerindeki etkisinin yalnızca hormon kullanılıp kullanılmamasına değil, hangi hormonun, hangi kadına ve özellikle yaşamın hangi döneminde verildiğine bağlı olabileceğini desteklemektedir.
Bununla birlikte mevcut randomize kontrollü çalışmalar henüz erken dönemde başlanan hormon tedavisinin Alzheimer hastalığını kesin olarak önlediğini göstermemiştir [10,11]. Dolayısıyla hormon replasman tedavisi günümüzde yalnızca demansı önlemek amacıyla başlanması gereken bir tedavi olarak değerlendirilmemelidir. Ancak erken menopoz döneminde uygun şekilde kullanılan hormon tedavisinin uzun dönem beyin sağlığı açısından potansiyel faydalar sağlayabileceğine ve Alzheimer hastalığı riskinin azalmasıyla ilişkili olabileceğine dair anlamlı ve giderek artan bilimsel veri bulunmaktadır [12,13,15].
Tedavi Öncesinde Nasıl Bir Değerlendirme Yapılmalıdır?
Hormon tedavisinde amaç yalnızca “östrojen düşük, yerine koyalım” yaklaşımı değildir. Tedavi öncesinde kadının hormonal, metabolik, kardiyovasküler ve onkolojik risk profilini mümkün olduğunca iyi anlamak tedavinin daha güvenli ve kişiselleştirilmiş şekilde planlanmasını sağlar.
Ben kapsamlı bir başlangıç değerlendirmesinde özellikle şu alanların birlikte değerlendirilmesini anlamlı buluyorum: meme görüntülemesi için yaş ve kişisel riske uygun mamografi ve/veya meme ultrasonografisi; güncel servikal tarama/Pap smear; estradiol, progesteron, total ve gerektiğinde serbest testosteron, DHEA-S ve SHBG; TSH, serbest T4, gerektiğinde serbest T3, anti-TPO ve anti-Tg; açlık glukozu, açlık insülini, HOMA-IR ve HbA1c; total kolesterol, LDL-C, HDL-C, trigliseridlerin yanı sıra ApoB ve Lp(a)’yı içeren genişletilmiş lipid değerlendirmesi. Bunların tümü her kadın için zorunlu bir “HRT paneli” değildir. Örneğin güncel rehberler HRT başlamadan önce her kadında geniş bir hormon veya tiroid panelini şart koşmaz. Ancak kişiselleştirilmiş hormon ve metabolik tıp yaklaşımında bu başlangıç verileri, daha sonra tedavinin etkilerini değerlendirebilmek açısından oldukça değerli olabilir.
Dried Urine Hormon ve Metabolit Analizi
Serum hormonları bize dolaşımda ne kadar hormon bulunduğunu gösterir. Ancak bu, hormon biyolojisinin yalnızca bir bölümüdür. Steroid hormonlar sentezlendikten sonra karaciğer ve diğer dokularda farklı metabolik yollara girer ve ortaya çok sayıda aktif veya inaktif metabolit çıkar. Bu nedenle tedavi öncesinde 24 saatlik veya çoklu zaman noktalı dried urine hormon ve metabolit profilininalınması, klasik serum analizine göre tamamen farklı bir pencere açabilir.
Bu tür kapsamlı profiller yalnızca estradiol düzeyini değil; estrone (E1), estradiol (E2), estriol (E3), toplam östrojen yükü, 2-hydroxyestrone, 4-hydroxyestrone, 16α-hydroxyestrone ve methoxy-estrogen metabolitleri gibi östrojen metabolizmasının farklı basamaklarını gösterebilir. Bu benim için önemli bir ayrımdır: aynı serum estradiol değerine sahip iki kadın, östrojeni biyokimyasal olarak tamamen farklı yollardan metabolize ediyor olabilir. Bir kadında 2-hidroksilasyon daha baskınken diğerinde 4-hidroksilasyon veya 16-hidroksilasyon daha belirgin olabilir. Ayrıca hydroxy-estrogenlerin methoxy-estrogenlere dönüşümü hakkında bilgi edinilmesi, COMT üzerinden gerçekleşen katekol östrojen metilasyonu hakkında da fikir verebilir.
Bir başka önemli avantajı ise kortizolün yalnızca tek bir sabah ölçümünü değil, gün içerisindeki ritmini değerlendirebilmesidir. Örnek raporda uyanma, sabah, öğleden sonra, akşam ve yatma zamanı kortizol değerlerinin yanı sıra toplam kortizol metabolitleri ve kortizol/metabolit oranı birlikte gösterilmektedir. Bu özellikle uyku bozukluğu, yoğun stres, yorgunluk veya belirgin sirkadiyen ritim bozukluğu yaşayan kadınlarda klinik tabloyu daha geniş bir perspektiften değerlendirmemize yardımcı olabilir.
Bu nedenle dried urine profilini benim yaklaşımımda yalnızca “bir başka hormon testi” olarak değil, hormonların üretimi, dönüşümü ve eliminasyonu hakkında başlangıç metabolik haritası oluşturabilen tamamlayıcı bir test olarak görmek daha doğru olur.
Menopoz ve Metabolik Performans
Menopoz yalnızca üreme hormonlarının azalması değildir. Menopoz geçişi sırasında vücut kompozisyonu ve metabolik fizyolojide de belirgin değişiklikler meydana gelebilir. Yağ dağılımı daha visseral bir paterne kayabilir, yağsız vücut kütlesinin korunması zorlaşabilir, insülin duyarlılığı azalabilir ve lipid profili daha aterojenik hale gelebilir. Bu nedenle aynı vücut ağırlığını koruyan bir kadında bile menopoz öncesi ve sonrası metabolik durum aynı olmayabilir [7,8].
Bu dönemde klasik glukoz, insülin ve lipid ölçümlerine ek olarak daha geniş bir Metabolic Performance Profile (MPP) bazı hastalarda faydalı bir tamamlayıcı değerlendirme sunabilir. Ekteki kadın MPP örneği metabolizmayı tek bir parametre üzerinden değil; bağırsak ilişkili metabolitler, esansiyel ve non-esansiyel aminoasitler, inflamasyon ve oksidatif stres, B-vitamin/metilasyon kofaktörleri, hücresel enerji üretimi ve kas metabolizması gibi farklı alanlar üzerinden değerlendirmektedir.
Bu tür bir değerlendirme HRT için zorunlu değildir ve doğrudan menopoz tanısı koymaz. Ancak menopoz geçişinin aynı zamanda metabolik esneklik, kas dokusu, mitokondriyal enerji üretimi, glukoz metabolizması ve kardiyometabolik riskin yeniden şekillendiği bir dönem olduğu düşünüldüğünde, özellikle daha kapsamlı longevity ve metabolik sağlık yaklaşımı isteyen kadınlarda oldukça değerli bir başlangıç profili oluşturabilir.
Tedavi Nasıl Başlanmalıdır?
Hormon replasmanında önemli prensiplerden biri düşük dozla başlamak ve kademeli ilerlemektir. Amaç hastayı belirli bir laboratuvar rakamına ulaştırmak değil, mümkün olan en düşük etkili dozla fizyolojik hormon desteği sağlamaktır.
Tedavi başladıktan sonra sıcak basmaları, uyku, duygu durumu, bilişsel şikayetler, enerji düzeyi, libido, vajinal ve üriner semptomlar gibi klinik yanıtlar takip edilir. Uygun bir süre sonra hormon düzeyleri ve gerekli metabolik parametreler yeniden değerlendirilir; alınan klinik yanıt ve laboratuvar bulgularına göre doz veya uygulama yöntemi yeniden düzenlenebilir.
Bir laboratuvar değerini “optimal” bir rakama zorlamak tedavinin amacı değildir. Hastanın kendisini nasıl hissettiği, semptomlarının ne ölçüde düzeldiği ve tedaviyi güvenli biçimde tolere edip etmediği çoğu zaman tek bir hormon sonucundan daha değerlidir. Laboratuvar testleri tedaviyi yönlendiren araçlardır; tedavinin kendisi değildir.
***
Burada yer alan tüm bilgiler yalnızca genel bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Bu içerikler herhangi bir hastalığın tanısını koymak, kişiye özel tıbbi değerlendirme yapmak veya herhangi bir tedaviyi başlatmak, değiştirmek ya da sonlandırmak amacı taşımamaktadır.
Sunulan bilgiler, hekim muayenesinin, kişisel tıbbi değerlendirmenin veya profesyonel sağlık hizmetinin yerine geçmez. Sağlık durumları ve tedavi gereksinimleri kişiden kişiye farklılık gösterebileceğinden, herhangi bir ilaç, takviye, tedavi veya tıbbi uygulamaya başlamadan ya da mevcut tedavinizde değişiklik yapmadan önce kendi hekiminize veya ilgili sağlık profesyoneline danışmanız önerilir.
Tıbbi bilgiler ve bilimsel veriler zaman içerisinde değişebileceğinden, burada sunulan bilgilerin her birey veya her klinik durum için geçerli olduğu kabul edilmemelidir.
Sağlıklı günler dileklerimle,
Dr. Ahmet Özyiğit, MD, MSc, PgDip, FAAMM, ABAARM
Longevity Physician
Elite Research and Surgical Hospital
Referanslar
- Writing Group for the Women’s Health Initiative Investigators. Risks and Benefits of Estrogen Plus Progestin in Healthy Postmenopausal Women: Principal Results From the Women’s Health Initiative Randomized Controlled Trial. JAMA. 2002;288:321-333. DOI: 10.1001/jama.288.3.321
- Manson JE, et al. Menopausal hormone therapy and health outcomes during the intervention and extended poststopping phases of the Women’s Health Initiative randomized trials. JAMA. 2013;310:1353-1368. DOI:10.1001/jama.2013.278040
- Chlebowski RT, et al. Association of Menopausal Hormone Therapy With Breast Cancer Incidence and Mortality During Long-term Follow-up of the Women’s Health Initiative Randomized Clinical Trials. JAMA. 2020. DOI:10.1001/jama.2020.9482
- Fournier A, et al. Breast cancer risk in relation to different types of hormone replacement therapy in the E3N-EPIC cohort. Int J Cancer. 2005;114:448-454. DOI: 10.1002/ijc.20710
- The North American Menopause Society Advisory Panel. The 2022 Hormone Therapy Position Statement of The North American Menopause Society. Menopause. 2022;29:767-794. DOI: 10.1097/GME.0000000000002028
- Cauley JA, et al. Effects of Estrogen Plus Progestin on Risk of Fracture and Bone Mineral Density: The Women’s Health Initiative Randomized Trial. JAMA. 2003;290:1729-1738. DOI: 10.1001/jama.290.13.1729
- Uddenberg ER, et al. Menopause transition and cardiovascular disease risk. Maturitas. 2024. DOI:10.1016/j.maturitas.2024.107974
- Carr MC. The emergence of the metabolic syndrome with menopause. J Clin Endocrinol Metab. 2003;88:2404-2411. DOI: 10.1210/jc.2003-030242
- Hodis HN, et al. Vascular Effects of Early versus Late Postmenopausal Treatment with Estradiol. N Engl J Med. 2016;374:1221-1231. DOI: 10.1056/NEJMoa1505241
- Henderson VW, et al. Cognitive effects of estradiol after menopause: A randomized trial of the timing hypothesis.Neurology. 2016;87:699-708. DOI: 10.1212/WNL.0000000000002980
- Gleason CE, et al. Long-term cognitive effects of menopausal hormone therapy: Findings from the KEEPS Continuation Study. PLoS Med. 2024;21:e1004435. DOI: 10.1371/journal.pmed.1004435
- Shao H, et al. Hormone therapy and Alzheimer disease dementia: new findings from the Cache County Study.Neurology. 2012;79:1846-1852. DOI: 10.1212/WNL.0b013e318271f823
- Kim YJ, et al. Association between menopausal hormone therapy and risk of neurodegenerative diseases: implications for precision hormone therapy. Alzheimer’s Dement (N Y). 2021;7:e12174. DOI: 10.1002/trc2.12174
- Shumaker SA, et al. Conjugated equine estrogens and incidence of probable dementia and mild cognitive impairment in postmenopausal women: Women’s Health Initiative Memory Study. JAMA. 2004;291:2947-2958. DOI:10.1001/jama.291.24.2947
- Coughlan GT, et al. Association of Age at Menopause and Hormone Therapy Use With Tau and β-Amyloid Positron Emission Tomography. JAMA Neurol. 2023;80:462-473. DOI: 10.1001/jamaneurol.2023.0455